
.
Sürekli kendini anlatmak, savunmak ve yanlış algıları düzeltmek zorunda kalmanın bireylerde ciddi bir tükenmişlik yarattığına dikkat çekiliyor. Bu nedenle özellikle yoğun stres yaşayan bireyler, artık her duruma yanıt vermek yerine sessizliği bilinçli bir tepki olarak kullanıyor.
Psikologlar, sessiz kalmanın pasiflik olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Herkese cevap verme zorunluluğunun olmadığına işaret eden uzmanlar, bazı durumlarda konuşmamanın bireyin ruh sağlığını koruyan bir sınır olduğunu belirtiyor.
“Sessizlik, bazen en net mesajdır” görüşü giderek daha fazla kabul görürken, bireylerin kendilerini yanlış anlayan ya da anlamak istemeyen kişilerle mesafe koyma eğilimi arttığı gözlemleniyor. Bu durum, sosyal ilişkilerde bir eleme sürecini de beraberinde getiriyor.
Uzmanlar, sessizliğin bir kaçış değil; bilinçli bir tercih olduğunun altını çizerek, kişinin kendini açıklamak zorunda hissetmediği alanlarda daha güçlü ve dengeli hissedebileceğini ifade ediyor.
Toplumda yaygın olan “her şeye cevap verme” beklentisine karşılık, sessiz kalmanın da bir hak olduğu görüşü giderek güçleniyor. Açıklama yapmamanın suçluluk ya da zayıflık göstergesi olmadığı, aksine bireysel sınırların bir ifadesi olduğu belirtiliyor. E. Çiçek

